Böbrek Hastaları İçin Yemek Tarifleri

KONU 38: METABOLİK VE ENDOKRİN PROBLEMLER

Hemodiyaliz hastalarında metabolik-endokrin sistemlerde de çeşitli bozukluklar meydana gelir ve bu etkilerin diyaliz hekimlerince bilinmesi gereklidir. Bu konuda, hemodiyaliz hastalarında karşılaşılan metabolik ve endokrin problemler tartışılacaktır.

KARBONHİDRAT METABOLİZMASI

Plazma glukagonunun yüksek olması, pankreastan insülin salgılanmasının bozulması, mevcut insülinin kendi reseptörlerine yeterince bağlanamaması ve postreseptör düzeyde insülin direnci olması nondiyabetik üremik hastalarda glukoz intoleransına yol açmaktadır. Böbreklerin insülini metabolize edememeleri sonucu meydana gelen hiperinsülinemi ise bu hastaların açlık kan şekerlerinin normal sınırlarda tutulmasını sağlamaktadır.

Böbrek yetmezliği gelişen diyabetik hastaların insülin ihtiyacı azalmaktadır. Bunun iki önemli nedeni vardır: böbrek yetmezliği ilerledikçe insülin yıkımının azalması ve hastaların günlük protein ve kalori alımlarının azalması. Bu hastalarda, diyaliz tedavisi başlandığı zaman, günlük insülin ihtiyaçları tekrar artmaktadır. Diyabetin diğer kronik komplikasyonlarının mevcut olması, hastaların öğün aralıklarının diyaliz esnasında değişmesi ve diyalizatların dekstroz içermesi gibi sebepler diyabetik hastalarda diyaliz esnasındaki kan şekeri kontrolünü güçleştirmektedir. Bu güçlük göz önüne alındığında kabul edilebilir açlık ve tokluk kan şekeri düzeylerinin, diyaliz uygulanmayan diyabetik hastalardan biraz daha yüksek tutulması önerilmektedir. Etkili glukoz kontrolu sağlamak için, hastanın diyaliz programına göre insülin dozunun ayarlanması büyük önem kazanmaktadır.

BÜYÜME HORMONU

Kronik böbrek yetmezliğinde, hem hormon yıkımının azalması hem de salınımındaki artış nedeni ile açlık bazal büyüme hormonu düzeyi yüksektir. Glukoz infüzyonunun, büyüme hormonu üzerine baskılayıcı etkisi ortadan kalkmıştır. Arginin gibi uyarıcı ajanlar, abartılı büyüme hormonu sekresyonuna neden olurlar.

Büyüme hormonu, dokulardaki etkisini insülin-benzeri büyüme faktörleri (insulin-like growth factors) aracılığı ile yapmaktadır. Radyoimmünoassay (RIA) metodu kullanıldığı zaman, kronik böbrek yetmezlikli hastalarda IGF düzeyi yüksek bulunmuştur. IGF'lerinin glomerüler filtrasyon değerini arttırdığı, geriye kalan nefronun fonksiyonunu regüle ettiği düşünülmektedir.

Üremik erişkinlerde olduğu gibi, üremik çocuklarda da büyüme hormonu yüksekliğinin klinik etkisi görülmez. Hatta, çocukların büyümesi de bozulmuştur. Rekombinant insan büyüme hormonu tedavisi anabolik etkiye bağlı olarak, çocukların vücut ağırlığını ve kas kitlesini artırır, fakat kemik yaşı matürasyonunu (olgunlaştırmasını) hızlandıramaz.

HİPOTALOMO-HİPOFİZER-GONADAL AKS

Erkek üremik hastalar çok sık olarak jinekomastiden, libido azalmasından, yeterli ereksiyon olmamasından ve impotans'tan yakınırlar (Bakınız Konu 46).

Seksüel aktivite bozukluğuna ilaveten fertilitede de azalma vardır veya hastalar tamamen infertildir. Üremik hastaların bazal plazma total ve serbest testosteron düzeyleri, belirgin olarak düşüktür. Bazal plazma LH düzeyi, normal veya hafif artmıştır. Plazma FSH düzeyi ise genellikle normaldir. Gonadotropin releasing hormon ve klomifen'e gonadotropin (LH, FSH) cevabının genellikle normal olması, üremide hipofizin bu fonksiyonunda, ciddi bir bozukluk meydana gelmediğini düşündürmektedir.

Bayan diyaliz hastalarında libido azalması, orgazm olamama, adet düzensizlikleri, anovulatuvar siklüs ve infertilite gibi gonadal fonksiyon bozukluklarına çok sık rastlanmaktadır (Bakınız Konu 46). Bu hastaların, serum estradiol ve FSH düzeyleri normal olmasına karşın, LH düzeyleri yüksektir. Hipotalamo-hipofizer-gonadal feed back (geri itilim) bozulmuştur.

Hipofizer prolaktin sekresyonunun artması ve prolaktinin metabolik klirensinin azalması sonucu, diyaliz hastalarının % 30'unda serum prolaktin düzeyi yüksektir. Üremik hipogonadizm etiyopatogenezinde diğer nedenler ile birlikte bu prolaktin yüksekliğinin de rolü vardır ve bazı hastalarda galaktoreye neden olmaktadır. Üremik hastalardaki hiperprolaktinemi, L-dopa veya dopamin inhibisyonuna dirençlidir, fakat bromokriptin ile serum prolaktin düzeyi normale döndürülebilir. Serum prolaktin düzeyinin 100 ng/ml'nin üstünde olması, kronik böbrek yetmezliği ile birlikte prolaktinomanın da mevcut olabileceğini kuvvetle düşündürmelidir.

Genç üremik hastalarda, genellikle puberte gecikmiştir. Diyaliz tedavisine başlandıktan sonra bile, puberte gecikmesi devam edebilir.

ADRENAL KORTEKS

Son dönem kronik böbrek yetmezliği olan hastalarda, adrenokortikotropin (ACTH) düzeyi normal sınırlarda veya hafif artmıştır. Kortizol'ün diurnal ritmi ise korunmuştur. Kortizolün, kortizol bağlayan globülin'e bağlanması azalmıştır.

Bunun sonucu olarak hastaların, plazma serbest kortizol düzeyleri yüksektir, ancak bu yükseklik dokuların glukokortikoid hormonuna karşı direnci ile dengelendiği için, hiperkortizolizm belirtileri yoktur.

Diyaliz hastalarında, ACTH stimülasyonu ile plazma kortizolünün normal olarak yükselmesi, adrenal korteksin kortizol salgılamasında bir sorun olmadığını göstermektedir. Bunun yanında, klasik 1 mg oral deksametazon dozu, kortizol sekresyonunu baskılamaya yetmez, fakat 8 mg oral doz veya 1 mg intravenöz dozu ile plazma kortizolü 2 mg/dl'ye kadar baskılanır. Kortikotropin releasing hormonuna, ACTH ve kortizol yanıtı normale göre daha düşüktür.

Ayrıca insülin ile oluşturulan hipoglisemiye ACTH ve kortizol cevabı da yeterli değildir. Günümüzde bile tartışmalı olan bu sonuçlar hipofizer-adrenal feed back'in anormal olduğunu düşündürmektedir.

Diyaliz hastalarında Cushing sendromu şüphesi olduğu zaman, değerlendirme intravenöz 1 mg deksametazon infüzyonu ile yapılır. Primer adrenokortikal yetmezlik tanısı ise, plazma kortizol düzeyinin düşük olması ve ACTH'a kortizol cevabının az olması ile konulur. Amiloidozlu hastalarda, amiloidozun primer adrenokortikal yetmezliğe de yol açabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.

ADRENAL MEDULLA

Kronik böbrek yetmezliği olan hastaların istirahat esnasındaki plazma katekolamin düzeyleri, genellikle artmıştır. Plazma katekolamin düzeyi yüksek olmasına rağmen, diyaliz esnasında hipotansiyon sık rastlanan bir problemdir.

Hipotansif atak esnasında, yeterli katekolamin salınımının olmaması ve norepinefrine hedef organ yanıtının az olması, diyaliz esnasındaki hipotansiyondan sorumlu olduğu düşünülen faktörlerdir. Diyaliz hastalarında, yüksek katekolamin düzeylerinin hipertansiyona yol açıp açmadığı henüz bilinmemektedir.

TİROİD

Üremik hastaların, tiroid fonksiyon testleri genellikle bozuktur. Proteine bağlı iyodinin ve tiroksin bağlayan globülinin (TBG) plazma düzeyleri normal olmasına karşın, inorganik iyodin düzeyi artmıştır. Total tiroid hormonları ( T3 ve T4 ), serbest T3 azalmış olmakla birlikte, serbest T4 normal sınırlardadır.

Serum TSH (thyrotropin) düzeyi normaldir, fakat TRH'a (thyrotropin releasing hormon, tirotropin salgılatan hormon) TSH yanıtı azalmıştır. Tiroid fonksiyonlarındaki bu bozukluklara rağmen, hasta klinik olarak ötiroiddir. Öte yandan üremik sendrom ile hipertiroidi veya hipotiroidi kliniği arasında benzerlik olabileceği için, kronik böbrek yetmezliği olanlarda, tiroid hastalıklarının kliniğini değerlendirmek oldukça güçtür.

Diyaliz tedavisi uygulanan hastalarda, nontoksik guatr ve soliter tiroid nodülü gibi tiroid hastalıklarına sık rastlanmaktadır. Bunlara diagnostik yaklaşım nonüremik kişilerdeki gibidir. Bu hastalarda, primer hipotiroidi sıklığı da artmıştır. Serum serbest T4 düzeyinin azalması ve TSH düzeyinin 20 µIU/ml'nin üzerinde olması ile primer hipotiroidi tanısı kolaylıkla konulur. Fakat tedavisi dikkatle yapılmalıdır. Çünkü terapötik amaçla verdiğimiz L-tiroksin iskemik kalp hastalığını alevlendirebileceği gibi, dozunun fazla gelmesi aşırı protein nitrojen yıkımına sebep olabilir. Tiroid kanseri ve hipertiroidiyi tedavi etmek amacı ile, hemodiyaliz hastalarına I131 tedavisi uygulanacağı zaman I131 dozu ayarlanırken, izotopun hem böbreklerden atılacağı, hem de hemodiyaliz esnasında diyalizat ile hızla uzaklaşacağı dikkate alınmalıdır.

LİPİD METABOLİZMASI

Sıklıkla karşılaşılan lipid metabolizması bozukluğu hipertrigliseridemidir. Hiperkolesterolemi ise daha az sıklıkta görülür.

HİPERTRİGLİSERİDEMİ

Diyaliz hastalarının yaklaşık 1/3'ünde hipertrigliseridemi mevcut olup genellikle 200-300 mg/dl civarındadır. Bazen 600 mg/dl'ye kadar çıkabilir. En önemli nedeni lipoprotein lipaz eksikliğidir. Ayrıca, ß-blokör ilaçların kullanılması,yüksek karbonhidratlı diyet, periton diyalizinde glukoz emilimi, asetat diyalizatın kullanılması, heparin kullanılması, kalp yetmezliği nedeniyle karaciğer kan akımının azalması da hipertrigliseridemi gelişiminde rol oynar.

Birlikte bulunan diğer anormallikler; yüksek dansiteli lipoproteinlerde (HDL) azalma, şilomikron kalıntıları ve orta dansiteli lipoproteinler (IDL)'de artış ve apolipoprotein A-I seviyelerinde azalmadır.

Serum trigliserid düzeyi ölçümü için en az 12 saatlik bir açlıktan sonra ve heparin verilmeden önce kan alınmalıdır.

Tedavide temel ilkeler diyet, düzenli egzersiz ve hiperlipidemiyi artıran ilaçlardan kaçınmaktır. Diyaliz hastalarında trigliserid düşürücü ilaçların kullanımı tartışma konusu olmaya devam etmektedir.

HİPERKOLESTEROLEMİ

Diyaliz hastalarının çoğunda kolesterol seviyeleri normaldir. Serum kolesterol seviyelerinin düşük olması kötü beslenme göstergesi olabilir ve mortalite artışı ile birliktedir. Total kolesterol seviyeleri normal olsa bile HDL kolesterol düşük olma eğilimindedir. Hastaların % 10'undan daha azında ilaçla tedavi gerektiren boyutta hiperkolestrolemi mevcuttur. Tedavide temel prensip diyettir. Son yıllarda HMG CoA redüktaz inhibitörleri kullanılmaktadır.

KAYNAKLAR 1.Nicholls AJ. Heart and Circulation. Handbook of Dialysis. Daugirdas JT, Ing TS (eds). Little, Brown and Company, Boston 1994: 604-622. 2.Bainbridge T, Lim VS. Endocrine disturbances. Handbook of Dialysis. Daugirdas JT, Ing TS (eds). Little, Brown and Company, Boston 1994: 491-502. 3.Lazarus JM, Denker BM, Owen Jr WF. Hemodialysis. The Kidney. Brenner BM (ed). WB Saunders Company, Philadephia, 1996: 2424-2506. 4.Schaefer F, Ritz E, Kokot F, Massry SG. Metabolic and endocrine dysfunctions in uremia. Diseases of the Kidney. Schrier RW, Gottschalk CW (eds). Little, Brown and Company, Boston 1993: 2845-2876.

Kategoriler
Öne Çıkanlar

Sevgili Gökmen Mutlu'nun yazdığı ve sizlerle paylaşmak istediği şiirler...

Sevgili Derya'nın sizler için seçtiği fıkralara bu bölümden ulaşabilirsiniz....

HOŞGELDİNİZ

Sitemiz sizleri hemodiyaliz, periton diyalizi ve böbrek nakli hakkında bilgilendirmek amacıyla hazırlanmıştır.

Uzm.Dr.Ahmet Hamdi Erkal

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

​Bence sık olarak kullandığımız ancak çok kullanıldığı için çağrışım gücü azalmış bazı sözcüklerin anlamını zaman zaman durup derinliğine bir kez daha düşünmemiz gerekir. Bu sözcüklerden bir de "Bilgi Çağı" dır... DEVAMI

Prof.Dr Alper Demirbaş

Ülkemizde 2005 yılı sonu itibarıyla kırk bin civarında kronik böbrek hastası bulunduğu tahmin ediliyor.... DEVAMI

Please reload

© 2004 - 2017 by diyaliz.net